Rebel Rebel'i beklerken (Jahrhunderthalle Bochum, 26.08.2026 © Mehmet Kerem Özel)
Ruhrtriennale’ye özgü alışkanlıklardan biri, üç yıllık atanan genel sanat yönetmenlerinin kendi işlerini programa almaları, hatta festival için özel olarak iş üretmeleri. İvo van Hove de genel sanat yönetmenliği sırasında her yıl festival için özel olarak tasarladığı bir gösteriyi sahneledi. Van Hove dillendirmese de bu gösteriler belli bir mantık içerisinde ele alındıkları için kendi içlerinde bir üçleme de oluşturdular. Şöyle ki, van Hove her birinde ilgi duyduğu çağdaş ve ünlü bir pop/rock ozanın şarkılarından kendi yaptığı bir seçkiyi kullandı, her birinde Almanya’da tanınan bir ya da iki oyuncuyu oynattı, her birinde ünlü bir koreografla çalıştı, hepsinin senografı aynı kişi, Jan Versweyveld idi ve hepsi aynı mekanda, Ruhrtrieannale’nin amiral gemisi Bochum’daki Jahrhunderthalle’nin büyük salonunda sahnelendiler.
Van Hove bu gösterilerin strüktürünü de benzer şekilde kurguladı; ozanların şarkılarından yaptığı seçki ile gevşek bir hikaye örgüsü oluşturdu, hiç konuşma kullanmadı, yaklaşık 25-30 şarkıyı canlı orkestra ve bir hareket düzeni eşliğinde arka arkaya icra ettirerek şarkıların sözlerinin o gevşek hikayenin teğelleyicisi olmasını sağladı. Dolayısıyla van Hove’nin bu yapımlarla yeni bir gösteri türü yarattığı da söylenebilir; opera desen değil, müzikal değil, müzikli tiyatro değil, belki olsa olsa “tiyatral konser” olarak adlandırılabilir, zira sahnede şarkıları icra edenler temelde şarkıcı değil oyuncular, bu yüzden de şarkıları bir şarkıcı gibi etkili bir şekilde söylemenin yanısıra onların içlerinde var olan hikayeleri de dışarıya yansıtmakla, seyirciye geçirmekle ilgileniyorlar.
Kısa bir geri dönüşle önceki iki yıla bakarsak; 2024’teki “I Want Absolute Beauty” isimli gösteride ozan PJ Harvey, ünlü oyuncu Sandra Hüller, koreograf [LA HORDE] üçlüsüydü (ki merak edenler bu gösteri hakkında bu mecrada çıkan yazımı okuyabilirler). 2025’teki “I Did It My Way” isimli gösteride ise ozanlar Nina Simone ile Frank Sinatra, oyuncular Lars Eidinger ile Larissa Sirah Herden, koreograf ise Serge Aimé Coulibaly idi.
İvo van Hove Ruhrtriennale’nin 2026 edisyonu içinse; David Bowie’yi seçmiş, Amerikalı müzikal oyuncuları Diego Rodriguez ve Ari Notartomaso ile Moskova doğumlu Berlin’de yaşayan oyuncu-müzisyen-yazar Daniel Donskoy’u oynatmış, koreografiyi bu sefer Fas asıllı Belçikalı ünlü koreograf Sidi Larbi Cherkaoui’ye emanet etmiş, gösterinin adını da, diğerlerinde olduğu gibi yine, bir şarkıdan alarak belirlemiş: “Rebel Rebel”.
Van Hove on yıl önce David Bowie’nin “Lazarus” isimli müzikalinin dünya prömiyerini yönetmişti, dolayısıyla Bowie’nin müziğine hayran olmasının yanısıra onunla birlikte bir sahne gösterisi ortaya çıkarma imkanı da sahip olmuştu. Yapımın müzik yönetmeni Henry Hey ise Bowie ile hem “The Next Day” albümünde hem de yine “Lazarus” müzikalinde birlikte çalışmış. Velhasıl van Hove ile Hey, yani “Rebel Rebel” projesinin fikrini ve müziğini ortaya koyan iki başat sanatçı, Bowie yaşarken bizzat onun dünyasıyla haşırneşir olmuşlar.
“Rebel Rebel”in bağlamı, konuşma olmadığı için, gösterinin ilk dakikalarında sahnenin arkasını boydan boya kaplayan devasa ekrana yansıyan büyük puntolu bir kaç cümle ile seyirciye aktarılıyor: Apokaliptik bir peyzajda ve çöküşte olan bir toplumda, şiddet yanlısı gençlerin kurduğu çeteler şehirleri terörize etmektedir; insanlar arası her türlü ilişki yasaklanmıştır. Yabancılaşma ve tecrit kanunla dayatılmakta, uymayanlar idam edilmektedir. Genç bir çift bu duruma direnerek kendi ütopyalarını yaratmaya soyunurlar, çünkü karşılaşmalarının ardından birbirlerini sevdiklerini anlamışlardır.
İvo van Hove bu gevşek hikaye örgüsünü anlatmak için, kendi deyişiyle tekrar tekrar dinlediği yaklaşık 400 David Bowie şarkısı arasından 29’unu seçmiş. "Heroes", “I’m Deranged” ve "Let's Dance" gibi hitlerin yanı sıra, seçkide Bowie'nin daha az bilinen şarkılarının da olması gösterinin sıradan bir best-of (en iyiler) derlemesi gibi görünmesini engelliyor. Van Hove’nin kurduğu anlatının kıyametvari atmosferi ise Bowie’nin, George Orwell’in “1984” adlı kült romanından esinlenerek bestelemeye başladığı ancak bir aşamada mirasçılarından izin alamamasıyla yarım kalan müzikal projesinden parçaları içeren 1974 tarihli “Diamond Dogs” konsept albümü ile örtüşüyor. “Hallo Spaceboy” şarkısı sırasında arkadaki dev ekranda beliren yakın çekim gözbebeği görüntüsü de Orwell’e ayrıca göz kırpıyor. (Gösterideki video görüntülerinin tasarımı Christopher Ash’e ait.)
İvo van Hove’nin hem bütün çalışmalarında iş, hem de hayat arkadaşı olan senograf Jan Versweyveld bu kıyanetvari hikaye için konteynırlardan oluşan bir sahne tasarlamış. Konteynırların; sahnenin iki yanındakiler ve sahnenin gerisinde uzun tarafı açık olup içine yedi kişilik müzisyen grubunun yerleştirilmiş olanı gerçek, diğerleri sahnenin gerisini boydan boya kaplayan ve altından dansçıların sürünerek kayıp geçebilecekleri kadar boşluk kalacak şekilde havada duran devasa ekranda görüntü olarak varlar. Ekrandaki konteynır görüntülerinin arkasına, Jahrhunderthalle’nin seyirci tribünlerinden bakıldığında en geride kalan iç cephesinin yerleştirilmiş olması, gerçek ile görüntüyü birbirinin içine geçirerek hem yanılsama yaratıyor hem de içinde bulunduğumuz mekanla hikayenin geçtiği ortamı üstüste bindirerek, içinde yaşadığımız zamanın da bir nevi hikayenin kıyametvari, baskıcı ortamıyla örtüştüğünü bize derinden derinden hissettiriyor. Afişte Versweyveld’in adının İvo Van Hove, Sidi Larbi Cherkaoui ve Henry Hey ile birlikte gösterinin dört yaratıcısı arasında anılması boşuna değil, zira onun bu yalın olduğu kadar etkili senografisi gösterinin atmosferinin başat kurucularından biri.
Hikayeye dönersem; anlatıda genç çift isimsiz olarak, “Kız” ve “Erkek” diye geçiyor. Müzikal oyunculuklarıyla İngiltere ve A.B.D.’de övgüler almış iki genç oyuncu Ari Notartomaso ile Diego Rodriguez bu rolleri canlandırıyorlar. Aslında “Kız” ve “Erkek” gibi cinsiyet tanımlamaları Bowie şarkıları sözkonusu olduğunda çok da anlamlı değil, hele de gösteriye adını veren “Rebel Rebel” şarkısının sözleri, asi çocuğunun erkek mi kız mı olduğunu bilmeyen bir annenin kafa karışıklığını anlatırken. Zaten “Kız”ı canlandıran Ari Notartomaso’nun gerçek hayatta cinsiyetini non-binary (ikilik-dışı) olarak tarif ediyor olmasıyla gösterinin kostüm tasarımcısı An D’Huys’un Notartomaso’nun kıyafetini dişilik yerine androjenliği öne çıkarır şekilde, etek-bluz yerine pantolon-ceket olarak düşünmüş olması da cinsiyetlerin akışkan olduğu günümüzde aşkın sınırsızlığını ince ince vurguluyor.
Rodriguez ile Notartomaso daha önce kanıtladıkları müzikal oyunculuklarının da verdiği güçle ve etkileyici vokalleriyle çok iyi yorumlara imza atıyorlar. Özellikle aşklarının yeşerdiği, "Word On A Wing"ten "Let's Dance"e arka arkaya ekli dört şarkıdaki solo ve düetleriyle parlak bir performans sergiliyorlar.
Sidi Larbi Cherkaoui’nin kendi dans topluluğu Eastman’in 11 dansçısı, Cherkaou’nin onlar için hip-hoptan dövüş sanatlarına, akrobasiden müzikal estetiğine farklı hareket kalitelerini harmanladığı koreografiyle, gösterinin neredeyse her anında sahnede kalarak çete üyelerini canlandırıyorlar.
Çetenin başı ise, özellikle televizyondaki çalışmalarıyla Almanya’da oldukça tanınan Daniel Donskoy. Heybetli vücudu, sert ve acımasız tavırlarıyla Mad Max filminden fırlamış gibi hayvansı bir enerjiye sahip Donskoy, etkili sahne prezansı sayesinde hayran olunası -ve bütün kötülüğüne göz yumulası- bir karizma barındırıyor. Örneğin “We Are Hungry Men” isimli şarkıda Donskoy ve dansçılar seyircilerin arasına karıştıklarında, jest ve mimikleriyle gerçekten de vahşet saçtıkları hissine kapılıyorsunuz.
Tabii bu hayranlıkta Donskoy’un Rock müziğine uyan etkileyici sesi ve güçlü yorumu da rol oynuyor. Sadece Donskoy değil, gösterinin diğer iki başrolü Rodriguez ve Notartomaso da oyunculuk ve şarkı söylemenin yanısıra dansçı kıvraklığında ve maharetiyle hareket ediyorlar.
Yaklaşık iki saatin sonunda genç çiftin aşkı galip geliyor. Çete öfkesini “This Chaos Is Killing Me” şarkısı eşliğinde kargaşa çıkararak, sahneyi etrafa saçtıkları çöplerle tam bir savaş alanına dönüştürerek alsa da, umut yeşeriyor.
Bu yazının bir versiyonu Tiyatro Dergisi'nde yayınlanmıştır.
























